24/11/2008 ·

           Sana bu mektubu derin teessürler içindeyken yazıyorum. Yağmurlu bir hafta sonunda. Bulutları aralayan güneş  gökkuşağının koordinatlarını belirlemek için yağmurla fısıldaştığı bir sırada. Tıpkı o hafta sonu yağmur altında, utana sıkıla, altına girdiğimiz şemsiyeden esinlenerek “keşke bizi her zaman böyle yağmurdan, rüzgardan, fırtınadan koruyacak ortak bir şeyimiz olsa”dediğim güne benzer bir günde. Başımızı sokabileceğimiz bir evi kastettiğim ortadayken ve sen bunu pekala biliyorken bana verdiğin cevabı hatırlıyor musun?: “Kocaman bir yağmurluk alalım.”

          Kocaman bir yağmurluğum var şimdi. Ama sen yoksun. O eski yağmurlar yok. Gökkuşağının

yukarıdan aşağıya üçüncü sıradaki rengini hatırlıyor musun? Bu aşkımızın rengi olsun dediğin maviyi. O mavi de yok artık.

          Nerdesin, kiminlesin, hangi hoyrat ellerin şefkatli dokunuşlarında huzur buluyorsun bilmiyorum. Gidişine asalet kazandırmaya çalıştığın günkü gibi yüzün al al oluyor mu? Bir bir sıraladığın o şeyler hala ayrılığımızı haklı kılıyor mu? Ben duygularıma kulak kesildim sen mantığına. Sen mutlu musun bilmiyorum. Ben on yıl sonra bile duygularımın beni getirmiş olduğu bu yerden oldukça memnunum. Acılarımın katmerli olmasına, kederimin daha o ilk günkü tazeliğini korumasına rağmen.

          Sevdiğim tüm kadınlarda seni aradım. Bir parça buldum diye senden, sevindim çocuklar gibi. Kiminde gözlerin vardı. Kiminde saçların. Gülüşün vardı yağmurdan sonra beliren güneş gibi.

          Kimi sevdiğim kadınlar senin gibi yürürdü. Bilmeni istiyorum ki yürüyüşün bir çok kadın tarafından acemice taklit ediliyor. Yürüyüşünü başka kadınlar çaldı. Gönlünü kim çaldı bilmiyorum.

          Ağladığında bir gül yaprağının lodosta titremesi gibi titreyen dudaklarını özledim. Gözlerini. O hep buğulu, nemli ve ıslak. Ve yeşil gözlerini. Gözlerindeki sıcaklığın tersine ağustos sıcağında üşüyen ellerini özledim

          Öfkelendiğin zaman alnında beliren –üç çocuğumuz olacağını söyleyen- üç yalancı çizgiyi özledim. İç çekmelerini, masa altı tekmelerini özledim. Ayağım diye masanın ayağına vurduğun günkü gün boyu sekerek yürüyüşünü özledim. O günkü üzüntümü özledim.

          Seni özledim.

          Göğsüme yaslanmıştın ya hani bir gün. Sol göğsüme. Yüreğimin dellendiği gündü hani. Nasıl da korkmuştun kalbim duracak diye. Biliyor musun o günden sonra ben bile duyamaz oldum yüreğimin atışını. Zaten yaşıyor da sayılmazdım senden sonra. Nabzım düşük çıkıyor. Tansiyonum düşük. Düşük profilli bir hayat sürdürüyorum senden sonra. Düşe kalka yaşıyorum. Nasıl yaşıyorum. Vallahi şaşıyorum.

          Öyle çok kadın sevdim ki, yüzünü unuttum. Resimlerini yaktıran öfkeme lanet olsun. Bir an beliriyor gözlerimin önünde hayalin sonra uçup gidiyor. Tutamıyorum. Tutunamıyorum yokluğunda hayata.

          Derin kederler içindeyim. Ufuklara dalıp giden gözlerim seni arıyor.

          En kötüsü ne biliyor musun? Yaşayıp yaşamadığını dahi bilmemek. Sana ulaşabileceğim tüm tanıdıklarımı, arkadaşlarımı, dostlarımı da senle birlikte kaybettim. Onlar bana seni kazandırmışlardı. Ama sen onları kaybettirdin bana. Sen ne çok şey kaybettirdin bana. Kazanan sen oldun mu bari ? Kazanan ve mutlu olan.

          Bir gün bir yerde karşılaşırsak eğer. Ben asla başımı öne eğmeyeceğim. Elinden tuttuğun çocuk için hiçbir anlam taşımasam da, başını okşayıp “sen ne tatlı şeysin böyle” deme hakkımı asla ertelemeyeceğim. “Sen nasılsın?” soruma verdiğin cevabı hiç ama hiç yorumlamayacağım. Mutsuzluğuna ilişkin sonuçlar çıkarmaya çalışmayacağım yüzünün solgun renginden. Ya da mutluluğuna dair şen kahkahalarından. Ya tanımazsan diye kahrolmayacağım. Yutkunmayacağım. Tereddüt etmeyeceğim. Çıldırmayacağım seni gördüm diye.

          Ağlamayacağım artık ey beni isyan sınırında gezindiren.

          Bu mektubun da buruşturulup, çöpe atılma zamanı geldi. Diğerleri gibi. Benim gibi. Aşkım gibi. Yıkıp gittin dünyamı. Çöp bidonunu deviren aç kediler gibi. O çöp kutusundan saçılan artıklar nasıl doyurdu ise kedileri ve aç çocukları; benden ve ruhumdan saçılan, yayılan yangınlar da seni doyuracak.      

          Hoşçakal hicranlar kraliçesi.

          Kırık dökük yanlarımın müsebbibi.  

          Gözyaşlarımın taciri,

          Hoşçakal...  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır